T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Ordu Müftülüğü

11.06.2021

Hadis Dersleri

İl Müftümüz Dr. İsmail ÇİÇEK hocamız Ordu'da göreve başladığı günden itibaren her çarşamba öğle öncesi devam eden Hadis dersinde bu hafta ÇEVRE AHLÂKInı konu edindi...

Bu alanda Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye MARTI hocamızın kaleme aldıkları ÇEVRE AHLÂKI kitabını cami cemaatine ısrarla tavsiye etti...Kitabın içinden cümleler...

Modern dünyada insan, gerçekliği dışsal hislerle algılanan dünyaya indirgemiş, anlamını sınırlayarak Tanrı’yı gerçeklik kategorisinin dışında bırakmıştır. Vahiyden kopma ve deruni tecrübeden uzaklaşma, modern insanı giderek güdük bir gerçeklik alanına mahkûm etmiştir.

Tabiatı savaşılması ve mağlup edilmesi gereken vahşi bir hammadde yığını olarak görmek, son yüzyıla gelindiğinde korkunç boyutlara ulaşan bir çevre kriziyle insanoğlunu baş başa bırakmıştır.

Facia, "çevrecilik" çağrılarıyla çözümlenemeyecek kadar büyüktür. Zira bu duyarlılık çerçevesinde doğa sadece pasif bir yerleşim alanı, insan kullanımı için daha faydalı hale getirilmeleri gereken nesneler toplamı olarak görülür. Çevrecilik, mevcut toplumun temelinde yatan "insanın doğaya hükmetmesi gerektiği" anlayışını yani tahakküm nosyonunu sorgulamaz; aksine tahakkümün neden olacağı tehlikeleri azaltacak teknikler geliştirerek bu tahakkümün önünü açmayı gözetir.

Bugün çevre konusunda yaşanan olumsuzluklara çözüm üretmede EKOLOJİ gibi daha bütüncül yaklaşımlara sahip, ahlaki değerlere yüzünü dönen bir bilim dalına duyulan güven artmıştır.

Kur'an-ı Kerim de kainatı bize adeta bir ev olarak tasvir eder: Yeryüzünü kah zürriyetimizin yetişmesi için hazırlanmış nazenin bir beşiğe, kah üzerinde her türlü yorgunluğumuzu çıkarıp istirahatımızı yaptığımız bir döşeğe, kah her çeşit kirletmelerden korunması gereken haysiyet ve namusumuzun temsilcisi bir yatağa ve hatta zevk, servet ve itibarımızın sembolü olan bir halıya benzetir. Dünya içindeki bütün varlıklar bir anlamda evin ahalisidir. Dolayısıyla onlarla bir ünsiyet peyda etmek, belki bitkilerle sohbet ederek "sordum sarı çiçeğe" yolunu takip etmek ya da hayvanlarla dertleşerek “kuş dilinden bilir olmak" en anlamlı tutumdur.

Suçlu kimilerine göre teknoloji, hatta onu besleyen bilim, kimilerine göre sanayileşme ve sanayileşmiş gelişmiş ülkeler, kimilerine göre kapitalizm, kimilerine göre bilimsel düşünüşü de ıralayan (karakterize eden) akıl ya da modernizmdir. Kimileri bununla eşdeğer gördüğü Batı'yı suçlu ilan etmektedir. Kimilerine göre ise bunların da ötesinde suçlu, dindir.

Belki de tüm bunların altında bir bilinç kirlenmesi yatmaktadır. İnsan bilincinde çıkar formülleri ve gündelik yaşam kavgaları dışında hiçbir insani birikim kalmamışsa, bizim kirliliği nerede aramamız gerekir? Her türlü çevre kirlenmelerinin altında bilinç kirlenmesi yatıyor, sağlıklı bir çevre algısı geliştiremeyen, çevreyi manevi boyutundan sıyırarak salt madde yığını olarak değerlendiren, kendisiyle çevresi arasında özne-nesne ilişkisi öngören bir yaklaşımın kirli bir bilince ait olduğu kesindir.

Allah’ı, insanı kuşatan ve onun hayatını devam ettiren gerçek çevre olarak görmeyi reddetmek, kısacası İslam’ın aşılamaya çalıştığı çevre algısını zedelemek, sorunun ana kaynağıdır. Çevre kirlenmesi denilen şey, insanlığın kirlenmesiyle, yaşamın kirlenmesiyle ilgilidir. İnsan, ruhsallığının kirlerini yaşadığı dünyaya yansıtır. Ama bu dengesizliğin insanla Tanrı arasındaki uyumun bozulmasından kaynaklandığını herkes fark etmiş değildir. İnsanın manevi çevre olarak da adlandırabileceğimiz ruh dünyasında yaşadığı dejenerasyon, maddi çevresine sirayet etmiş, küpte ne varsa çatlaktan o sızmıştır.